Günümüzün asıl zorluğu hayattaki duruşumuzu belirlemektir. Kim olacağız ya da kim olmayı tercih etmeliyiz sorusuna cevap bulmak, yaşadıklarımızın büyüklüğünden ve aldığımız derslerden çıkar. İyiyi ve kötüyü ayırt etmek vicdan meselesidir ve bu da merhametten geçer. Hayatın grilerindenders alabiliriz ama grileşmek sessiz kalmak ya da göz yummak zamanla hayatı bizi sahnenin arkasına itmeye zorlar ve öylece kayboluruz. Hayatının cilvesi ve güzelliği sahnenin ışıkları altındadır, içsel duyunlar sesler bu oyunun senfonisidir ve ahenk katar. Delirmediysem eğer, bazenleri kafamın içinde bir müzik çalar, en güzeli de merhamet duygusunu hissettiğim zaman, yankılanır. Yüreğim ısındıkça içimde zambaklar açar. Merhamet bir insanın sahip olabileceği en tehlikeli ama en güzel hisstir. Biz insanlar bu duygunun getirilerinden korkarak, hep bir çekinmeyle yaklaşırız. Çünkü merhamet, insanı hem büyüten hem de incelten bir güçtür. İçine aldığında seni genişletir, ama aynı zamanda kırılabilir kılar. Belki de bu yüzden çoğu insan merhametten kaçınır, güçlü görünmek adına kalbini perdelemek kolay gelir. Oysa insanın gerçek gücü, en savunmasız hâlinde bile yumuşak kalabilmesidir. Sertlik zırhtır ama merhamet bir aynadır, insanı kendine en çıplak hâliyle gösterir.
Kendi içimize bakmaktan korkmamızın nedeni de belki de budur “Merhamet” bize sadece başkalarını değil, kendimizi de affetmeyi öğretir. Ve insanın en zor affedişi her zaman kendisine olmuştur. İçimizde yıllarca taşıdığımız yükleri, pişmanlıkları, kırgınlıkları, yanlış seçimleri bunların hepsi merhametin dokunduğu anda anlam kazanır. Çünkü merhamet, geçmişin kör düğümlerini sabırla çözen görünmez bir el gibidir. Hayat bazen bizi öyle sınar ki, kendimizden kaçmak isteriz. Ama kaçtığımız her yerde kendi gölgemizle karşılaşırız. İşte o an anlarız. Merhamet sadece bir duygudan ibaret değil, bir yön bulma biçimidir. Kendine iyi davranmayı öğrenen insan, dünyaya karşı da daha adil olur. Çünkü kalbi kararmayan biri, kimseyi karanlıkta bırakmak istemez. Belkide insanın varoluşuna dair en büyük yanılgı, iyi olmanın bizi zayıf kılacağı korkusudur. Oysa iyilik bir meydan okumadır; dünyanın hızına, hoyratlığına, kayıtsızlığına karşı atılan sessiz bir başkaldırıdır. Kalabalığın içinde bile kendi vicdanının sesini duyup onu takip edebilmek, bu çağın en büyük cesaretidir.
Ve hayat, sahnenin ortasında duranlara değil, kalbini saklamadan taşıyanlara gizli bir ödül verir. Ne kadar incelsen de ne kadar kaybolmuş hissetsen de merhamet insanı yeniden kendine getirir. İçindeki müziği duymayı unuttuğunda bile, bir yerde o melodiyi yeniden fısıldar. Çünkü insan, yüreği ısındığında hayata daha çok tutunur, içindeki zambaklar açtıkça dünyayı daha berrak görür. Sonunda fark ederiz ki, insan kalmak hepimizin ömrü boyunca verdiği en uzun sınavdır. Ve belki de bu sınavı geçmenin tek yolu, kalbimizin inceliğini cesaretle taşımaktır. Bazen kırılarak, bazen güçlenerek, ama her seferinde yeniden hayata ve insana dair bir umut büyüterek. Zambakların polenleri alınmazsa çabuk solar derler. Belki de merhamet de böyledir dokunmadıkça, emek vermedikçe, korumaya çalışmadıkça incinir. Bazen canımızı yakar, bazen elimizde sarı bir iz bırakır ama kokusu kalır. Çünkü merhametin özü, zarar verme ihtimaline rağmen güzelliğini saklamamasıdır. Solsa bile bir süre daha o ince, temiz kokusuyla varlığını hatırlatır. Saflığını, zarifliğini ve güzelliğini her ne olursa olsun korur, tıpkı merhamet gibi.
Yorumlar
Kalan Karakter: