Şimdi, kaçamadığımız tek sınırdır; her adım, bilinmezliğe bir meydan okumadır.
Bizi fırlatılmışlığın rüzgarına bırakan hayatın en büyük sınırı bilinmezliktir. İnsan, kendi sonunu hep bir mola, bir final huzuru olarak kurgular. Oysa en acımasız felsefi soru bakidir: Yerin altının, üstünden daha iyi olup olmadığını asla bilemeyiz. Son perde, bir cennet vaadi değil, belki daha derin, daha soğuk bir hiçliktir. Ve işte bu ebedi şüphe anı, en derin ışığımız olur. Kaçış yolu yoksa, varoluşun tek mekânı ve tek borcu burasıdır, bu yerin üstüdür. Umut, bu bilinmezliğe karşı dikilen, çaresizliğe rağmen “yine de” diyen en onurlu insan eylemidir.
Kontrol ettiğimizi sandıklarımızla avunuruz. Ama en çok dönüştüren, kontrol edemedikleridir. Heidegger’in dediği gibi insan fırlatılmıştır. Kendimizi seçmediğimiz bir âna, seçmediğimiz koşullara atılmış buluruz. Anlamı yalnızca bu belirsizlik içinde kurarız. Her insan, doğduğu anla birlikte kendisine verilmiş bir labirentin ortasına bırakılmıştır. Hangi yöne gideceğini bilmeden adım atar. Geleceğin ardında ne çıkacağını bilmeden yürür; her adımı bir sınav, her kararı bir bilinmezdedir. Hayatın çıplak gerçeği budur: Hiçbir şey garanti değildir. Ve hiçbir şeyin altında ne yatacağını önceden kestiremeyiz.
Tüm öğretiler tek bir şeyi anlatır: Olmayanı düşünmeyi öğrenmedikçe kendimizi anlayamayız. Hayatın görünmeyen kısmı, en az görüneni kadar gerçektir. Bir şey gerçekleşmediğinde yalnızca bir kayıp değil, bir yüzleşme yaşanır. Birleşmeyen parçaların içinde sınırlar, kırılganlıklar ve dayanıklılık keşfedilir. En çok büyüten, elde ettiklerimiz değil, elden kayıp gidenlerdir. Nasip kavramı burada mistik bir anlam taşımaz. Hayatın akışı içinde karşımıza çıkan her şey, bizden bağımsız olsa da bize sorulur ve deneyimimizle şekillenir.
Belki de en gerçek aydınlanma, bilinmezliğin ortasında, varlığın yalnızca kendine ait olduğunu hissetmekten gelir. Çünkü yaşamın tek kesinliği, her gün yeniden fark edilen “şimdi”dir. Bilinmezliğe rağmen yürüyebilme cesaretidir. Umudun, her türlü çaresizliğe rağmen var olma ısrarıdır. İnsan, tam da bu ısrarın içinde, bilinmezliğin ağırlığına rağmen hayatı yaşamaya devam etmenin onurunu taşır. Hayatın kendisi, varoluşun en çarpıcı mucizesi hâline gelir.
Yorumlar
Kalan Karakter: